Malpraktis Kavramının Hukuki Boyutu

Esasen terim anlamıyla herhangi bir mesleğin icrası esnasında meydana gelen kusurlu uygulama olarak tanımlayabileceğimiz malpraktis kavramı tıp alanındaki yaygın kullanımı nedeniyle günümüzde tıbbi hata kavramı ile özdeşleşmiş durumdadır.

Malpraktis Nedir ?

Malpraktis, hekim başta olmak üzere sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin tıbbi standarda aykırı olması nedeniyle hastanın zarara uğramasıdır. Tıbbi standarda aykırılık sağlık personelinin bilgisizliği, deneyimsizliği ya da ilgisizliğinden kaynaklanabilir. Tıbbi malpraktis ya da tıbbi hata olarak da adlandırılan bu durumda zarara uğrayan hasta veya yakınları zararın tazmin edilmesini isteyebilecekleri gibi hekim hakkında ceza soruşturma ve kovuşturmasının yürütülmesi de gündeme gelebilecektir. Malpraktis nedir sorusuna Hekimlik Meslek Etiği Kurallarında ise şu şekilde yer verilmiştir:

Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.

Hekimlik Meslek Etiği Kuralları Madde 13

Yazımızda malpraktis nedir, hekimin sorumlu tutulamayacağı komplikasyon hali, tıbbi malpraktis sonucu hekimin karşı karşıya kalabileceği tazminat veya cezai sorumluluk, gündeme gelebilecek malpraktis davaları ele alınmıştır. Yazının çoğu yerinde hekim olarak ifade edilse de söz konusu sorumlulukların sağlık faaliyetlerini yürüten diğer sağlık personeli ve hekimin görev yaptığı sağlık kuruluşu bakımından da geçerli olabileceğini hatırlatalım.

malpraktis

Hekimin Özen Borcu

Hekim, hekimlik faaliyetini icra ederken normal bir hekimden beklenen özeni göstermek mecburiyetindedir. Bu özen hekimlik faaliyetinin en başından en sonuna kadar, yani önleyici hekimlik faaliyetlerinden, tanı, tedavi aşamaları ve hastanın tedavi sonrası kontrolüne kadar devam etmelidir.

Özen yükümlülüğü kapsamında hekim hastaya gerekli ihtimamı göstererek, hastanın iyileşmesi için doğru tanı ve tedavi yöntemi ile hekimlik faaliyetini gerçekleştirmelidir. Hekim oluşabilecek risklere karşı gerekli tedbirleri almalı, normal bir hekimden beklenebilecek özeni sergilemelidir.

Peki gösterilecek özenin boyutu her hekim için aynı mıdır ?

Hayır, bir pratisyen hekim ile uzman hekimin göstereceği özenin eş değer olması beklenemez. Bir cerrahi müdahalede pratisyen hekimden göstermesi beklenebilecek özen ile uzman cerrah hekimden göstermesi beklenebilecek özen aynı olmayacaktır.

Hekim normal bir hekimden beklenecek özeni göstermemesi halinde meydana gelecek zararlardan sorumlu olur. Örneğin operasyon esnasında hastanın karnında bir cisim unutulması, sağlık koşullarına aykırı bir ortamda kürtaj yapılması, hasta kayıtlarının tutulmaması, eksik tutulması gibi durumlar hekimin özen borcuna aykırılık teşkil eder ve buna bağlı oluşacak zararlarda hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu doğabilir.

Hekimin tıp bilimindeki ve tıp tekniğindeki gelişmeleri takip etmesi, hastası için en hızlı, en yararlı ve en ekonomik tedavi yöntemini seçmesi, hastasını tedavinin kapsamı hakkında bilgilendirmesi hep hekimin özen borcu kapsamında hastasının yararını düşünerek dikkate alması gereken ayrıntılardır.

Gerçekleştirilecek müdahalenin müdahale amacına ve hastanın durumuna uygun, modern tıbbın gelmiş olduğu seviye bakımından kabul edilebilir ve bilimsel temellere dayanıyor olması gerekir. Hastalığın gerektirdiği müdahaleden, tedavi yönteminden farklı bir uygulamanın gerçekleştirilmiş olması ve bu durumun hastanın durumunu daha da ağırlaştırmış olması halinde hiç şüphe yok ki cezai ve hukuki sorumluluk doğacaktır.

Bu noktada risk yarar dengesi ve komplikasyon kavramından da bahsetmekte fayda bulunmaktadır. Tıbbi müdahaleler ve ilaç tedavileri hastalığın tedavisi noktasında olumlu etkileri olduğu gibi bir takım yan etkiler yani komplikasyonlar da içerebilir. Hekim tedaviyi gerçekleştirirken yan etkileri de göz önünde bulundurarak tedavinin hastanın mevcut durumuna yapacağı olumlu katkıyı da gözeterek bir risk yarar değerlendirmesi yapacak ve yarar boyutunun ağır basması ve daha az riskli başka bir tedavi yönteminin de bulunmaması halinde uygulamayı gerçekleştirebilecektir.

Hastanın İşlem Öncesi Aydınlatılması

Hekim tıbbi müdahaleden önce hastasını teşhis, tedavi, risk ve maliyet unsurları konusunda sözlü ve yazılı olarak bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirmenin yapılmamış olması halinde meydana gelecek zararlardan hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelir.

Ancak aciliyetin söz konusu olduğu hallerde örneğin trafik kazası ile acile getirilen ve komada olan bir yaralı hakkında veya aydınlatılmış onam kapsamında başlatılan bir operasyonun gelişen duruma göre genişletilmesi zaruretinin oluşması durumlarında durumun mahiyeti gereği hastanın rızasının alınması mümkün olamayabilir. Bu durumlarda diğer koşulların mevcudiyeti halinde varsayılan rıza kavramı devreye girer. Diğer şartlar sağlanmış ise aydınlatılmış onamın alınmamış olması durumun aciliyeti ve zorunluluk hali sebebiyle tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirmez.

Aydınlatılmış onamın alınmış olması da tek başına meydana gelen zarardan hekimin artık sorumlu tutulmayacağı anlamına gelmez; tıbbi müdahalenin diğer hukuka uygunluk şartlarının da yerine getirilmiş olması gerekir. Aydınlatılmış onamın alınması yanında örneğin yukarıda açıklanan özen yükümlülüğüne uygun hareket edilmesi, hekimlik faaliyetini veya sağlık personeli açısından sağlık hizmetini icra etme yetkisine sahip olunması, tanı, tedavi, kontrol aşamalarında tıp ilminin ve tekniğinin gerektirdiği yöntemlerin uygulanması gibi sorumluluklar da bulunmaktadır.

Esasen aydınlatma hekimin özen borcunun bir sonucu olmakla birlikte aydınlatma neticesinde alınacak rıza gerçekleştirilecek tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk sebebidir. İnsan bedeni üzerinde gerçekleştirilecek her müdahale kural olarak haksız fiil olarak değerlendirilir. Hekimin müdahalesini haksız fiil olmaktan çıkartıp hukuka uygun bir müdahale haline getiren koşul hastanın rızasıdır. Bu nedenle normal koşullarda herhangi bir tıbbi hata, cezai anlamda taksirle yaralama ya da taksirle öldürme olarak nitelendirilirken, rıza alınmadan gerçekleştirilecek bir tıbbi müdahale meydana gelecek neticeye göre kasten yaralama veya kasten öldürme olarak nitelendirilebilir.

Tıbbi Malpraktis ve Hukuki Sonuçları

Doktor Hatası ile Yanlış Teşhis veya Yanlış Tedavi

Tıbbi müdahalenin yol açtığı zararlarda eğer hastalığın teşhisi veya tedavisi noktasında hekimin bir kusuru tespit edilebiliyorsa doktor hatası nedeniyle cezai ve hukuki sorumluluk gündeme gelebilir. Tıbbi malpraktis ve hukuki sonuçları konusunda hekimin meydana gelen zararda sorumluluğunun bulunup bulunmadığı mahkemece alınacak bilirkişi raporu ile tespit edilmektedir.

Bu noktada malpraktis nedir hangi konular malpraktis olarak değerlendirilebilir veya ne zaman komplikasyon olarak yorumlanır bunun tespitini yine ilgili tıbbi müdahale alanında uzman hekimler karar verecektir. Tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen zarar eğer komplikasyon olarak nitelendirilebiliyorsa bu durumda doktor hatası bulunmadığından olası bir ceza soruşturmasında takipsizlik veya ceza davası açılmışsa beraat kararı verilecektir. Bu arada belirtmek gerekir ki hastanın müdahale öncesi olası komplikasyonlar hakkında da bilgilendirmiş olması ve bu konuda rızasının alınmış olması şarttır.

Yanlış Teşhis Halinde Sorumluluk

Doktor hatası hastalığın teşhisinin yanlış konulması şeklinde gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda hastaya yanlış teşhis sonucu yanlış tedavi uygulanacağından hem hastanın zaman kaybetmesine ve belki de hastalığının ilerlemesine sebebiyet verilecek hem de gereksiz bir tedavi süreci ile boşa para harcamasına neden olunacaktır.

Bu durumda yanlış teşhis nedeniyle doktor hatası gerekçe gösterilerek doktor hakkında suç duyurusunda bulunulması ve tazminat davası açılması söz konusu olmaktadır. Hem ceza mahkemesi hem de tazminat yargılamasını yapan hukuk mahkemesi hekim hatası bulunup bulunmadığının tespiti için dosyayı adli tıp kurumuna veya dava konusu hastalık alanında uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyetine gönderecektir.

Yanlış Tedavi Halinde Sorumluluk

Aynı durum yanlış tedavi için de geçerlidir. Hekimin tedavi konusunda hataya düşmesi ya da tedavi için gerçekleştirdiği müdahalede kusurlu hareketi neticesi hastanın durumunun ağırlaşması ya da hastanın kaybedilmesi durumunda meydana gelen olumsuz sonuçta doktor hatası olup olmadığı uzman raporu ile tespit edilecektir.

Yapılan müdahale neticesi meydana gelen olumsuz sonuç bir komplikasyon da olabilir. Komplikasyon hekimin engelleyemeyeceği ve söz konusu müdahale ile meydana gelebilecek doğal bir sonuç olduğundan doktor hatası olarak kabul edilmez. Burada en önemli unsur hastanın olası komplikasyonlar konusunda işlem öncesi bilgilendirilmiş olması ve onayının alınmış olmasıdır. İkinci bir önemli nokta ise hekimin komplikasyon yönetimi konusunda bir kusurunun bulunmadığının tespit edilmiş olmasıdır.

Yanlış Diş Tedavisi Tazminat Sorumluluğu

Diş tedavisi de bir tıbbi müdahale olduğundan aynı diğer tıbbi müdahalelerde olduğu gibi hekimin özenle hareket etmesi gerekir. Ancak burada gerçekleştirilen işlemin tedavi maksatlı mı yoksa protez, kaplama, beyazlatma gibi estetik boyutu ağır basan bir işlem olup olmadığı önem arz etmektedir.

Eğer estetik boyutu ağır basan bir işlem söz konusu ise artık klasik bir tedavi işleminden bahsedilemez ve burada hekimin sonuç taahhüdü de söz konudur. Yani hekim özen yükümlülüğüne uygun hareket etme haricinde gerçekleştirdiği işlem sonucu meydana geleceğini taahhüt ettiği şekli ve sonucu da gerçekleştirmiş olmalıdır.

Hatalı Hekim Uygulamalarına Bazı Örnekler

  • Hekimin tedavi öncesi hastanın aydınlatılmış onamını alması gerçekleştireceği işlemin hukuka uygun olmasının şartlarının başında gelmektedir. Örneğin hastanın tedavisi için gerçekleştirilecek olan bir cerrahi müdahale öncesinde, ameliyatın gereklilik nedenleri, riskleri, olası komplikasyonları ve ameliyat sonrası sürece ilişkin bilgilendirme ve onay alınması zorunludur. Aydınlatılmış onamın alınmamış olması hekimin sorumluluğunu doğuracaktır.
  • Hekimin gerçekleştirdiği ilaç tedavisi ile ilgili olarak hastanın tedavisine uygun olmayan ilacın kullanılmış olmasının tespit edilmesi, yanlış ilacın hastanın durumunu ağırlaştırması veya başkaca yan etkilere, hastalıklara, doku ve uzuv kayıplarına neden olmuş olması hekimin sorumluluğunu doğuracaktır.
  • Hekimin hatalı teşhisi, hastalığın teşhisinde yanılgıya düşmesi, hastanın içerisinde bulunduğu tıbbi durumun hatalı yorumlanması sonucu uygulanması gereken tedaviden mahrum bırakılması, tedavide gecikilmesi neticesinde hastanın durumunun ağırlaşması gibi durumlarda yine hekimin hukuki sorumluluğu doğacaktır.
  • Estetik müdahaleler, protez diş uygulamaları gibi tıbbi ve estetik işlemlerin taahhüt edilen şekilde gerçekleştirilmemesi, hekimin hatalı uygulaması neticesinde estetik müdahaleden beklenen faydanın oluşmaması veya tam tersi beklenmeyen yan etkilerin meydana gelmesi durumu da yine hekimin tazminat sorumluluğu olarak gündeme gelebilecek örneklerdendir.

Hekimin Sorumlu Olmadığı Komplikasyon Hali

Hekimin her türlü özeni göstermesine ve tıbbi müdahalenin tüm hukuka uygunluk şartlarına riayet etmesine rağmen bazen istenmeyen sonuçlar meydana gelebilir. İşte hekimin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen meydana gelen istenmeyen sonuçlara komplikasyon denilmektedir.

İstatistiki veriler hasta hekim arasındaki uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunda hekimin müdahalesi sonucu meydana gelen zararın komplikasyon olduğunun tespit edilmesi ve hekimin meydana gelen zarardan sorumlu olmadığının kabul edilmesi ile sonuçlandığını ortaya koymaktadır.

Komplikasyonun varlığı meydana gelen zarardan hekimin hem hukuki yani tazminat hem de cezai olarak sorumlu olmadığı anlamına gelir. Tedavi faaliyeti doğası gereği bir takım riskleri barındırmaktadır. Hekim tedaviye başlamadan önce aydınlatılmış onam kapsamında hastasını meydana gelecek riskler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirmelidir.

Ayrıca hekim uygulayacağı tedaviyi seçerken de belirli bir fayda yarar dengesini gözetmelidir. Hasta için en az riskli yöntemi seçmesi özen yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ancak hastanın hiç tedavi olmaması, risklerin mevcudiyetine rağmen tedavi olmasına göre hastanın daha yararına görülebiliyorsa ve bu konuda hasta yeterince aydınlatılmış ve rızası alınmışsa artık tıbbi müdahale hukuka uygun gerçekleşmiş demektir. Böyle bir durumda meydana gelen komplikasyonlardan da hekim sorumlu olmaz.

Peki mahkeme tıbbi hata ve komplikasyon ayrımını nasıl yapar ? Mahkeme bu konuda yine tıp biliminin uzmanlarından yardım alır ve hekimin faaliyetinin tıbbi kurallara uygun olup olmadığı hususunda duruma göre Adli Tıp Kurumu’ndan, Yüksek Sağlık Şurası’ndan ya da üniversitelerin ilgili ihtisas bölümlerindeki akademisyen tıp uzmanlarından oluşan bir heyetten rapor alır.

Malpraktis Davaları

Malpraktis davaları hekimin tıbbi uygulama hatası neticesinde karşılaşma ihtimali bulunan davalardır. Temel anlamda iki tür tıbbi malpraktis davası söz konusudur. Bunlardan ilki ceza hukuku kapsamında hekimin tıbbi uygulama hatası nedeniyle taksirli eylem sonucu işlediği bir suç söz konusu ise ceza davası açılması mümkün olabilir. Ceza davası mağdurun şikayeti üzerine Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianame ile açılmaktadır. Diğer tıbbi malpraktis davası türü ise yine mağdurun uğradığı zararların tazmini için hekime veya sorumlu sağlık personeline açacağı tazminat davasıdır.

Ceza davalarında hekimin meydana gelen zararda özen yükümlülüğüne aykırılık, tıbbi standartların ve mevzuatın ihlali gibi bir kusuru bulunup bulunmadığına bakılır. Eğer hekimin bir kusurunun bulunduğu uzman bilirkişi heyetince tespit edilebiliyorsa taksir yaralama ya da taksirle ölüme sebebiyet vermeden mahkumiyet hükmü kurulabilir. Tazminat davasında ise yine hekimin kusurlu olup olmadığı tespit edildikten sonra mağdurun zararının ne kadar olduğu ve bu zarardan hekimin ne oranda sorumlu olduğu tespit edilerek zararın tazminine karar verilir.

Genel itibariyle ister ceza davası ister tazminat davası olsun tıbbi malpraktis davaları aynı temel mantığa dayanır. Ancak bu davalara farklı mahkemeler ve farklı usul hükümlerine tabi olarak görüldüğünden bir takım yargılama farklılıkları söz konusudur. Bu davalardan herhangi biri açılabileceği gibi her iki davanın birlikte açılıp eş güdümlü olarak devam etmesi söz de söz konusu olabilmektedir.

Bunların haricinde eğer hekim veya sağlık personeli devlet hastanesi ya da üniversite hastanesinde görevli ve tıbbi malpraktis iddiası burada meydan geldiyse dava idari mahkemede tam yargı davası olarak görülür. Tam yargı davası öncesinde idareye başvuru zorunluluğu vardır ve doğrudan sağlık personeline dava açılamaz, dava bağlı bulunduğu idareye yöneltilir. Kamuda çalışan hekimler bakımından açılan soruşturmalarda ise öncelikle ilgili idareden soruşturmaya izin verilmesi için Savcılık makamında izin talebinde bulunulur.

Malpraktis Davası Örnekleri

Hatalı Diş Çekimi Manevi Tazminat

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2017/1532 E. ve 2018/2978 K. sayılı ilamında çürüyen süt dişinin çekimi sırasında hatalı olarak kalıcı dişin de çekilmesi neticesinde maddi ve manevi tazminat isteminde ilişin mahkemenin kısmen kabul kararı temyizen incelenmiştir.

Adli Tıp Kurumu raporunda hekimin çürüyen süt dişi yerine hatalı olarak kalıcı dişin çekildiği tespit edilmiştir. Mahkemece maddi ve manevi tazminata hükmedilmişse de davacı taraf manevi tazminatın düşük olduğu gerekçesiyle kararı temyiz etmiştir.

Yargıtay kararı incelendiğinde öncelikle manevi tazminatın hukuki boyutu açıklandıktan sonra hüküm altına alınan manevi tazminatın miktar itibariyle düşük olduğu belirtilmiştir. Karar gerekçesinde ise “zararın niteliğine ve giderilmesi için ilaveten yapılacak tedavilerde de çekmek zorunda kalacağı acı ve ızdırabın boyutu, implant işlemi için geçecek süreçlerde eksik diş nedeniyle yaşayacağı olumsuz psikolojik etkiler birlikte değerlendirildiğinde; hükmedilen tazminat miktarı az olduğundan TMK’nın 4. maddesi dikkate alınarak uygun ölçüde bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.” denilmek suretiyle karar bozulmuştur.” denilerek karar manevi tazminatın miktarı yönünden davacılar lehine bozulmuştur.

Diş Tedavisinde Uygulanan Sedasyon Sonrası Komplikasyon

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 22.05.2019 tarih 2017/2329 E. ve 2019/2441 K. sayılı ilamında 13. Hukuk Dairesi’nin önceki bozması sonrası yapılan yargılama neticesinde alınan bilirkişi raporlarının yetersizliğinden bahisle karar bozulmuştur.

Davacı küçük aynı zamanda otizm hastası olup davalı diş hastanesine diş tedavisi için velisi ile birlikte başvurur. Diğer davalı hekim tarafından diş tedavisi yapılmak üzere, davalılardan anestezi uzmanı hekim tarafından sedasyon yöntemiyle anestezi işlemi gerçekleştirilir. Ancak uygulanan sedasyon sonrası hastada inatçı kas kasılmaları, vücut ısısında artma ve soluk sonu karbondioksit artışı görülünce anestezi işlemini gerçekleştiren hekim tarafından hasta kucağa alınmak suretiyle özel araçla dava dışı özel hastaneye oradan da üniversite hastanesine sevki gerçekleştirilerek yoğun bakıma alınır. Hasta yoğun bakımdan konuşma yetisini kaybetmiş ve bir takım diğer arazlarla çıkar.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin bozması öncesi alınan adli tıp raporu ve bozma sonrası alınan iki ayrı raporda davalıların kusurunun bulunmadığı, seçilen anestezi yönteminde ve oluşan tıbbi tablonun yönetiminde bir hatası söz konusu olmadığı gerekçeleriyle davalılara kusur atfedilmemiştir.

Bozma sonrası yerel mahkemenin davanın reddi kararına karşı Yargıtay 15. Hukuk Dairesi kararı aşağıdaki dört noktadan bozmuştur.

  • Doğru anestezi yönteminin seçilip seçilmediğini yeterince tartışılmamıştır.
  • Hastanın diğer hastaneye sevkinin hekimin kucağında yapılmasının doğru olup olmadığı tartışılmamıştır.
  • Anestezi bilgilendirme formunda olası komplikasyonlar hakkında yeterli bilgilendirme bulunmamakta, genel kabul beyanı alınmakla yetinilmesi hatalıdır.
  • Uyuşmazlık ve oluşan tıbbi durum anestezi uygulamasından kaynaklanmasına rağmen alınan raporlarda anestezi uzmanı yok.

Neticede, anestezi, yoğun bakım ve diş tedavisi konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden rapor al, davalıların kusurlarını araştır, itirazları da karşılayarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar ver, denilmek suretiyle hüküm bozulmuştur.

Hekimin Hukuki Sorumluluğu

Malpraktis sonucunda hekimin hem bu başlıkta ele alacağımız hukuki yani tazminat sorumluluğu hem de bir sonraki başlıkta ele alacağımız ceza sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Gerçekleştirilen hatalı işlem bakımından hekimin cezai sorumluluğunu yazının devamında ele alacağız.

Tıp biliminin uygulayıcısı olan hekimlerin gerçekleştirdikleri tıbbi uygulamalar esnasında meydana gelen hatalı işlemlerinden ötürü oluşan zararlar bakımından tazminat sorumlulukları yani hekimin hukuki sorumluluğu bulunmaktadır. Hekimin gerçekleştirdiği işlem bir hastalığın bertaraf edilmesi olarak ifade edilebilecek bir tedavi işlemi olabileceği gibi, plastik cerrahi gibi estetik kaygılarla gerçekleştirilen bir işlem de olabilir. Hekimlik faaliyeti kapsamında hekimin gerçekleştirdiği hatalı işlemler sonucu meydana gelen zararlar gerçekleştirilen işlemin türüne göre Türk Borçlar Kanunu‘nun vekalet sözleşmesi, haksız fiil, vekaletsiz iş görme ve eser sözleşmesi hükümlerine göre tazmini talep edilebilmektedir.

Tıbbi hata olarak adlandırılan malpraktis sonucunda hastanın vücut bütünlüğünün ihlal edilmesi ve neticede maddi veya manevi bir zararının oluşması durumunda hekim hasta arasındaki vekalet veya duruma göre eser sözleşmesine aykırılık nedeniyle hekimin veya duruma göre hastanenin veya mesleki sorumluluk sigorta şirketinin tazminat yükümlülüğü gündeme gelir.

Bu kapsamda maddi veya manevi tazminat talep edilebilmektedir. Maddi tazminat kapsamında tedavi masrafları, iş gücü kaybı, kazanç kaybı, ölüm halinde defin giderleri, destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. Diğer talep kalemi olan manevi tazminat ise hastanın veya yakınlarının tıbbi hata nedeniyle duydukları elem ve ızdırap sonucu talep edebilecekleri ve olayın mahiyetine göre miktarını talebi aşmamak üzere hakimin takdir edeceği bir tazminat türüdür.

Tazminat Davası

Tıbbi hata sonucu açılacak tazminat talepli malpraktis davasında davacı tıbbi hatadan zarar gören kişidir. Bu bazen hastanın bizzat kendisi olabileceği gibi, hastanın manevi zarar gören yakınları veya hastanın vefatı halinde destekten yoksun kalanlar da olabilir. Davalı ise tıbbi hatayı gerçekleştiren doktor, doktorun mesleki faaliyetini gerçekleştirdiği sağlık merkezi, hastane ve varsa mesleki sorumluluk sigortasının yapıldığı sigorta şirketi olabilir.

Tazminat Kapsamında Neler Talep Edilebilir ?

Hatalı tedavi sonucunda hastanın durumunun ağırlaşması, yan etkilerin meydana gelmesi, uzuv kaybı yaşanması, psikolojik bunalıma girilmesi gibi hastanın ölümü haricindeki tüm bu durumlarda talep edilebilecek tazminat kalemleri şu şekildedir:

  • Tedavi giderleri
  • Kazanç kaybı
  • Çalışma gücü kaybı
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklanan zarar
  • Hastanın kendisinin veya ağır yaralanma, uzuv kaybı gibi durumlarda yakınlarının manevi tazminat talebi

Yanlış tedavi uygulaması neticesinde hastanın ölümüne sebebiyet verilmesi halinde ise aşağıdaki tazminat kalemleri talep edilebilir.

  • Ölüme kadar gerçekleştirilen tedavi giderleri
  • Ölüme kadar geçen sürece ilişkin çalışma gücü kaybı
  • Cenaze giderleri
  • Ölenin desteğinden yoksun kalanlar için destekten yoksun kalma tazminatı
  • Ölenin yakınlarının manevi tazminat talebi

Malpraktis Davası Görevli Mahkeme

Eğer tedavi hizmeti özel hastaneden veya hekimin özel muayenehanesinden alınmış ise malpraktis davasının görüleceği yargı yolu adli yargıdır. Bu durumda yargılama 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri gereği Tüketici mahkemesinde görülmektedir. Zira yeni Tüketici Kanunumuz vekalet ve eser sözleşmelerini de kanun kapsamına almış bulunmaktadır.

Eğer malpraktis kamu hastanesinde meydana gelmişse, tıbbi hatayı gerçekleştiren hekim de bir kamu görevlisi kabul edileceğinden malpraktis davası idari yargıda tam yargı davası olarak görülecektir. Bu durumda hekimlik faaliyeti dolayısıyla ya da sağlık faaliyetini yürüten diğer personelin bu faaliyetleri dolayısıyla (idarenin hizmet kusurunu aşan bir kişisel hekim hatası bulunmadığı sürece) Anayasa’nın 129/5 maddesi ve 675 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereği doğrudan kendilerine tazminat davası açılamamaktadır.

Ancak idare aleyhine sonuçlanacak bir yargılama neticesinde kişisel sorumluluğu bulunan hekime veya sağlık personeline idare rücu edebilir. Bu rücu davası ise adli yargıda görülür. Bu malpraktis davası da hizmetin işleyişindeki aksaklıktan ziyade bizzat hekimin kişisel kusurunun bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi yapılır.

Bu arada dipnot olarak belirtelim ki kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin veya sağlık personelinin malpraktis sonucu doğrudan kendilerine tazminat davası açılamaması yönündeki düzenleme sadece hekimlik ve sağlık faaliyeti kapsamındaki kişisel kusurları ile ilgilidir; yoksa bu faaliyet ile doğrudan ilişkisi olmayan hakaret, tehdit, darp gibi sebeplerle doğrudan hekime karşı adli yargı mercilerinde tazminat davası açılabilecektir.

Vakıf üniversitelerinin hastaneleri aleyhine de Yükseköğretim Kanunu‘nda yer alan düzenleme gereği ancak idari yargıda tam yargı davası açılabilir. Ancak kamu hastanelerinden farklı olarak vakıf üniversitesi hastanelerindeki hekimler 657 sayılı Kanun’a tabi bir kamu görevlisi olmadıklarından kişisel kusurlarından kaynaklanan tıbbi hata nedeniyle aleyhlerine doğrudan adli yargıda tazminat davası açılabilmektedir.

Yetkili Mahkeme

Malpraktis sebebiyle açılacak malpraktis davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel yetki kuralları gereği davalının veya birden fazla ise davalılardan birinin bulunduğu yerde açılabileceği gibi sözleşmenin ifa edildiği yani tedavinin gerçekleştirildiği yerde de açılabilir. Buna ek olarak bir tüketici işlemi söz konusu olduğundan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73. maddesi gereği bu malpraktis davaları tüketicinin yani hastanın ikametinin bulunduğu yerdeki mahkemede de açılabilir.

Son olarak malpraktis davaları Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a tabi olduğundan açıkladığımız malpraktis davaları bakımından belirli bir miktara kadar olan uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğunu, bunun bir dava şartı olduğunu aksi halde Tüketici mahkemesinin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vereceğini belirtelim.

Dava Kime Karşı Açılır ?

Yanlış teşhis ve tedavi halinde tazminat davaları; tedaviyi uygulayan hekime, hekimin bağlı olduğu hastaneye ya da her ikisine de birlikte açılabilmektedir.

Burada önemli olan nokta yanlış uygulanan tedavinin özel bir hastanede mi yoksa devlet hastanesinde mi yapıldığıdır. Eğer bu tespit doğru yapılamaz ve malpraktis davaları açılırken yanlış hasma karşı açılırsa davacı aleyhine bir mağduriyet durumu ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim tarafından yapılan yanlış tedaviden sonra bir tazminat davası açmak istiyorsanız mutlaka bir avukattan hukuki yardım almanız tavsiye edilir.

Yanlış tedaviden kaynaklı tazminat davalarında davalı olarak gösterilecek hasım doğru seçilmelidir.”

Tazminat Dilekçesi Nasıl Yazılır ?

Malpraktis davaları açılırken ilk olarak dikkat edilmesi gereken husus yukarıda da belirttiğimiz üzere davalıyı doğru göstermektir. Şöyle ki; ilgili mevzuat hükümleri uyarınca kamu hastanelerinde uygulanan yanlış tedavilerde hasmın “Bakanlık” olarak gösterilmesi gerekir. Devlet hastanesinde çalışan doktora, hemşireye ya da herhangi bir sağlık çalışanına karşı doğrudan malpraktis davası açılamaz.

Diğer bir ihtimal de yanlış tedavinin özel hastanede uygulanmış olmasıdır. Böyle bir durumda yanlış tedavi tazminat davası dilekçesi hazırlarken hem doktoru hem de (belirli durumlar hariç) özel hastaneyi davalı olarak gösterebilirsiniz. İki davalı da sizin lehinize doğacak alacak hakkında birlikte sorumlu olacaktır.

Hekimin Hukuki Sorumluluğu Nasıl Belirlenir ?

Hekime karşı açılacak tazminat davasında mahkeme kendi uzmanlık alanı dışarısında olan malpraktis davasına konu tıbbi uygulama ile ilgili olarak konunun uzmanlarından rapor alır. Örneğin Adli Tıp Kurumu’nun ilgili ihtisas daireleri, üniversite hastanelerinin adli tıp veya ilgili diğer anabilim dallarına ilişkin başkanlıkları hekimin hukuki sorumluluğu bakımından rapor alınabilecek mercilerdir.

Hekimin sorumluluğuna ilişkin alınacak raporda dosya kapsamındaki hasta işlem dosyası, gerçekleştirilen tedavi sürecine ilişkin bilgi ve belgeler, ilaç tedavisi süreci, cerrahi müdahalenin kapsamı, tedavi ve müdahale sonrası gerçekleşen şikayetler, devamında hastaya yapılan müdahaleler, tanık ifadeleri modern tıp biliminin gerekleri ve yöntemleri karşısında değerlendirilerek hekime atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Eğer hekimin kusurunun bulunduğu tespit edilebiliyorsa bu noktada hekimin yüzde kaç kusurlu olduğu değerlendirilir. Kimi zaman hastanın ve başkaca dış faktörlerin de zararın meydana gelmesinde kusurları mevcut olabilir. Raporda tüm bu faktörlerin kusur oranları belirlenir. Hekim meydana gelen zarardan eğer kusuru var ise kendi kusuru oranında sorumlu olacaktır

Tazminat Miktarı

Doktor hatası ile gerçekleştirilen yanlış teşhis veya yanlış tedavi durumlarında açılacak olan tazminat davasında tazminat miktarı hastanın uğradığı zarar üzerinden hesaplanmaktadır. Maddi zararların tazmini bakımından hastanın harcadığı para, uğradığı iş gücü kaybı, maluliyet oranı tamamen teknik hesaplama yöntemleri ile hesaplanarak gerçek zarar miktarının bulunması hedeflenmektedir.

Manevi tazminat yönünden ise hastanın yaşadığı elem ve ızdırabın bir karşılığı olarak daha önceden verilen emsal kararlar da dikkate alınarak ayrıca istikrar kazanmış içtihatlar gereği kişiyi zenginleştirme aracı olmayacak bir miktar üzerinden tazminata hükmedilmektedir.

Zamanaşmı Süresi

Yanlış tespit ve yanlış ameliyat sonucu tazminat davalarında zamanaşımı süresi kanunda 5 yıl olarak düzenlenmiştir. İşbu beş yıllık sürenin başlangıç tarihi ise kendisine yanlış tedavi uygulanan kimsenin bu durumun farkına vardığı tarih olarak kabul edilecektir. Bu durum özel hastanelerde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda geçerli olup devlet hastanelerinde ortaya çıkan durumlarda uygulama farklı olmaktadır.

Yanlış tedavi sonucundaki zarar eğer bir devlet hastanesinde ortaya çıkmış ise 1 yıllık süre içerisinde devlete başvuru yapılmalı ve oluşan zararın giderilmesi talep edilmelidir. Eğer yaptığınız başvuruya 60 günlük süre içerisinde olumlu bir dönüş yapılmaz ise İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” açılmalıdır. Yanlış teşhis ve tedavi sonucunda ortaya çıkan zararınızı gidermek için açacağınız malpraktis davalarında bu hususlara dikkat edilmesi gerekir.

Hekimin Cezai Sorumluluğu

Malpraktis sonucu meydana gelen zarardan hekimin en az taksir derecesinde kusuru bulunduğu kanaatinin mahkemede hasıl olması halinde cezai yaptırım gündeme gelir. Ceza hukukunda kusur taksir ve kast olmak üzere ikiye ayrılır. Zararın meydana gelmesinin istenmediği hallerde taksir, bilerek ve isteyerek eylemin gerçekleştirilmesinde ise kast söz konusudur.

Hekimlerin tıbbi hata sonucu cezai sorumlulukları büyük çoğunlukla taksir şeklinde ortaya çıkmaktadır. Taksirde kendi içerisinde basit ve bilinçli taksir olarak ikiye ayrılır. Basit taksir hekimin zararın meydana gelmesini istememesi ve neticeyi ise öngörememesi halinde söz konusu olur. Bilinçli taksirde ise yine zararın meydana gelmesi istenmemekle birlikte netice öngörülebilmekte ancak hekimde mesleki tecrübesine güvenerek neticenin meydana gelmeyeceği konusunda bir inanç hasıl olmaktadır. İkisi arasındaki fark genel itibariyle cezanın miktarının bilinçli taksirde basit taksire göre daha yüksek olması şeklinde ve taksirle yaralamanın nitelikli hallerinde şikayet koşulunun aranıp aranmaması hususunda kendini göstermektedir.

Bu teorik ayrıntıdan sonra malpraktis davalarının hemen hemen hepsinde kusurun basit taksir şeklinde ortaya çıktığını, Yargıtay kararları arasında bilinçli taksir olarak kabul edilen tıbbi hata yani malpraktis örneklerinin bir elin parmaklarını geçmediğini de ifade etmiş olalım. Son yıllarda sadece iki adet vakıada bilinçli taksir uygulanmış olup bunlardan bir tanesi hastasının apseli dişini çekmesi sonucu ölümüne sebebiyet veren diş hekimi, diğeri ise hasta işlem dosyasında ve bilekliğinde belirli bir ilaca alerjisi olduğu yazılı olmasına rağmen bu ilacı hastaya uygulayan hekim ile ilgilidir.

Taksirle Yaralama ve Öldürme Suçları

Hekimin tıbbi hatası sonucu ölüm meydana gelirse Türk Ceza Kanunu‘nun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçu, ölüm söz konusu olmamakla birlikte hastanın durumunun tıbbi hata sonucu ağırlaşması ya da tıbbi müdahale öncesi var olmayan bir hastalık veya sakatlığının oluşması halinde 89. maddedeki taksirle yaralama suçu gündeme gelecektir.

Kanunda taksirle öldürme suçunun temel cezası 2 yıldan 6 yıla kadar hapis, birden fazla kişinin ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunmuşsa 2 yıldan 15 yıla kadar hapis olarak düzenlenmiştir.

Taksirle yaralamanın ise temel cezası 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası olmakla birlikte yaralamanın mahiyetine yani nitelikli hallere girmesine göre cezanın miktarının üst sınırının 3 yıla kadar çıkabildiğini belirtelim.

TCK 257/2 İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Birazdan illiyet bağı başlığında açıklayacağımız gerekçelerle tıbbi hata sonucu meydana gelen zarar ile hekimin hatalı eylemi arasında illiyet bağının yani nedensellik ilişkisinin kurulamaması halinde eğer hekimin eylemi yine de hukuka aykırılık içeriyorsa taksirle yaralama ya da taksirle öldürme suçundan değil ancak Türk Ceza Kanunu’nun 257/2. maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması yoluna gidilebilmektedir.

Ancak bu madde sadece kamu görevlileri bakımından bir cezai yaptırım olarak düzenlendiğinden özel hastanelerde, vakıf üniversitesi hastanelerinde görevli ya da özel muayenesinde hizmet veren doktorlar veya sağlık personeli bakımından TCK 257/2’nin tatbiki mümkün değildir.

Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma, Madde 257/2

Taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçlarında kanuni düzenleme ile cezalandırılmak istenen netice hastanın yaralanması veya ölmesi iken TCK 257/2 ile cezalandırılmak istenen netice hekim veya sağlık personelinin hukuka ve mevzuata aykırı eylemidir.

Her ne kadar yaralanma veya ölüm söz konusu olmasa veya yaralanma veya ölüm söz konusu olmakla birlikte hekimin tıbbi hata iddiasına konu eylemi gerçekleştirmemesi halinde dahi bu sonucun meydana geleceği uzman bilirkişi heyetince ortaya konmuş olmasına rağmen yine de hekimin eylemi tek başına hukuka aykırı bir ihmal niteliğinde kabul edilebiliyorsa TCK 257/2 hükmüne göre ceza verilebilmektedir. İlliyet bağı başlığında konuyu biraz daha somutlaştıralım.

İlliyet Bağı

Malpraktis yani tıbbi hata sonucu hastanın vücut bütünlüğü ihlal edilmekte ve bir zarar meydana gelmektedir. Suç teorisine göre bir eylemin cezalandırılabilmesi için eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.

Tıbbi hata ile hastanın durumunun ağırlaşmasına sebebiyet verilmesi veya ölümüne sebebiyet verilmesi halinde ortada bir tıbbi hata olmasının yanında bir de ortaya çıkan netice ile hekimin hatalı eylemi arasında nedensellik ilişkisinin kurulabilmesi gerekir.

Yaşanmış ölümlü bir vakıayı ele alalım: 40 yaşlarında bir hasta kalp ağrısı şikayeti ile acile başvuruyor, acilde kendisine ağrı kesici verilerek herhangi bir kalp grafisi vs. gibi kalp krizi şüphesine yönelik tetkikler yapılmadan taburcu ediliyor. Hasta taburcu edildikten çok kısa bir süre sonra kalp krizi nedeniyle ölüyor. Adli Tıp Kurumu hekimin acilde kalp grafisi tetkikini gerçekleştirmemesinin tıbbi hata olduğu ancak bu tıbbi hata yapılmamış olsaydı dahi ölüm neticesinin meydana gelebileceği doğrultusunda rapor düzenliyor. Artık bu rapordaki tespite göre hekiminin eylemi ile ölüm arasında illiyet bağının var olduğundan söz edilemez ve hekim taksirle öldürme suçundan cezalandırılamaz.

Hekim kamu görevlisi ise tam olarak bu noktada TCK 257/2 devreye girer. Her ne kadar hekimin eylemi ölüm neticesi ile uygun illiyet bağı içerisinde olmasa dahi eylemin kendisi başlı başına bir hukuka aykırılık içerdiğinden kamu görevlisi olan hekim hakında ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu oluşur. Konu ile ilgili daha detaylı bilgi için Malpraktis Davalarında İlliyet Bağı yazımızı okuyabilirsiniz.

Ceza Davası ve Tazminat Davası Arasındaki İlişki

Bir malpraktis söz konusu olduğunda genellikle mağdur tarafından savcılığa suç duyurusunda bulunulmakta, suç duyurusu ile beraber veya sonrasında tazminat davası da açılmaktadır. Savcı suçun işlendiği yönünde makul şüpheye sahip olursa iddianame düzenler ve ceza davası başlar. Bu esnada açılan tazminat davası da hukuk yargılaması olarak ayrıca devam etmekle birlikte genel olarak hukuk hakimleri ceza davasının neticesini bekletici mesele yapmaktadırlar.

Hukuk mahkemesi hakimi ceza yargılamasında çıkan beraat veya mahkumiyet ile bağlı değildir. Çünkü bir eylemin cezayı gerektirir bir suç olması ayrı şey, tazminatı gerektirir şekilde sözleşmeye aykırı olması ayrı şeydir. Ancak ceza yargılamasındaki maddi tespitler ile hukuk hakimi de bağlıdır.

Bunun haricinde kusur oranları ve zararın miktarı bakımından da hukuk hakimi ceza yargılamasındaki tespitler ile bağlı değildir. Hukuk hakimi ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporlarındaki kusur değerlendirmesinden ve tazminat hesaplamasından bağımsız olarak kendisi de bilirkişi marifetiyle kusur değerlendirmesi ve tazminat hesaplaması yaptırabilir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde lisans, Çankaya Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Medeniyet Üniversitesi Tıp Hukuku bölümünde doktora yapmaktadır. Mesleğe Hâkim olarak başlayan TABAK, bir süre Elazığ ve Ankara'da hakimlik görevinde bulundu. En son, estetik operasyonlardan kaynaklı hukuki uyuşmazlıklara üst derece mahkemesi olarak bakan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nde hakim olarak görev yapmakta iken hakimlik mesleğinden çekilerek serbest avukatlığa geçiş yaptı. Şuanda İstanbul Barosu'na kayıtlı olarak avukatlık ve arabuluculuk yapmakta, sağlık Hukuku ağırlıklı olarak avukatlık faaliyetlerini devam ettirmektedir. İletişim: 0 530 233 86 36 Email: av.bahadirhantabak@gmail.com

“Malpraktis Kavramının Hukuki Boyutu” üzerine bir yorum

  1. Merhaba. Benim iki senedir gıda zehirlenmesi yüzünden tedavi görüyorum. Ilk olara acil e gittim ve gıda zehirlenmesi olduğunu karnım agridigini söyledim . Bana iğne vuracağını ve agrimin geçeceğini söyledi. iş e yeni başlamıştım rapor almayı bilmediğim icin zaten lise de bile izin rapor almadan geçmişti . Rapor izin verir misin diye sordum doktora. O da kendisi veremediğini söyledi. bende belki is yerinden izin verirler diye işe gittim. Tabiki hasta hasta aksam7 bucufa kadar calistik. Neyse. Uzatmiyim. Halsizlik yüzünden ayrıldım işten. Doktorlarin ilgisizliği. Gencsin tembellik yapıyorsun gibi laflardan ve arastirmam sonucu eksik ilaç tadevisinden dolayı su an birden fazla kronik rahatsizliklarim var. Cimer e yazdım sonuç yok. Burada benim hukuki hakkım var mi. Yardımcı olursanız sevinirim. Birde askere gidiyorum yarın. Bakalım orada ne olacak. Rahatsizliklarim ( gülten hasasiyeti. Trigeminalnevralji iki kulak cinlamasi nabız yükselmesi gibi.

    Cevapla

Yorum yapın