Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinde Kullanılan Tıbbi Cihazın Arızalı Çıkması

Danıştay Onuncu Daire, bir davacının beyin ameliyatı sırasında kullanılan PED (Pipeline Embolization Device) isimli cihazın proksimal ucunun açılmaması ve buna bağlı gelişen kalıcı hasar nedeniyle açtığı tam yargı davasında, alt derece mahkemelerinin idarede hizmet kusuru bulunmadığı yönündeki kararlarını incelemiştir. Davacıların temyiz istemlerini kabul eden Daire, vefat eden davacı yönünden dosyanın işlemden kaldırılması gerektiğine hükmederken, diğer davacılar açısından ise, idarenin kamu hizmeti sunumunda kullandığı tıbbi cihazların Türk ve uluslararası standartlara uygunluğunu ve güvenliğini sağlama tedarik sorumluluğunu yerine getirmediği ve bu kusurundan kaynaklanan zarardan tazminle yükümlü olduğu gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararını esastan bozmuştur; bu doğrultuda, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Danıştay, 10. Daire, E. 2020/845, K. 2024/3459, T. 25.09.2024:

“T.C.

DANIŞTAY

ONUNCU DAİRE

Esas No : 2020/845

Karar No : 2024/3459

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …

2- …

3- … VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacı …’ın 25/01/2013 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde geçirdiği beyin ameliyatı esnasında kullanılan PED (Pipeline Embolization Device) isimli cihazın proksimal ucunun açılmaması nedeniyle ameliyat sonrasında engelli hale geldiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen, … için beden gücü kaybı, bakım ve hastane giderlerinden oluşan toplam 150.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi, eşi … için 50.000,00 TL manevi, oğlu … için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplamda 450.000,00 TL tazminatın ameliyat tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; dosyada yer alan bilgi ve belgelerin bilirkişi raporu ile birlikte değerlendirilmesinden; davacılardan …’ın 25/01/2013 tarihinde gerçekleştirilen beyin ameliyatında kullanılan PED (Pipeline Embolization Device) isimli cihazın ameliyat esnasında proksimal ucunun açılmamasından dolayı beynin bir süre oksijensiz kalması ve buna bağlı olarak …’ın vücudunda kalıcı hasar meydana gelmesi olayında, ameliyatta kullanılan PED isimli cihazın sağlayıcı firmadan steril bir paket içerisinde gerekli kontrollerinin yapılmış olarak alındığı, cihazın tek kullanımlık olması nedeniyle kullanılmadan önce açılarak düzgün bir şekilde çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesinin mümkün olmadığı, ameliyat esnasında yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu ve idare uygulamalarında tıbbi uygulama hatası bulunmadığı anlaşılmakla; davalı idareye atfedilebilir bir hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, davalı idarece cihazın kontrollerinin yapıldığının söylendiği ancak bu hususta hiçbir bilgi ve belge sunulmadığı, arıza yapan PED cihazının sıfır hatayla üretilmesi gereken cihazlardan olduğu, bu hususta bilirkişi raporunda bir açıklama ve araştırma yapılmadığı, sıfır hatayla üretilip üretilmediğinin sorgulanmadığı, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, firmanın cihazı arızalı şekilde temin edip kullanımına sunmasından davalı idarenin doğrudan sorumlu olduğu, eksik ve hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak verilen temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

A. Temyize Konu Kararın, Davacılardan … Yönünden İncelenmesi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik” başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, “Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.”; 2. fıkrasında, “Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.” hükmü yer almaktadır.

2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.” hükmünden kastedilen; münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, başkalarına devir ve temliki veya miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklarla ilgili davalardır. Bunun dışında, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca, ölene ait bulunan bütün haklar, mallar ve borçlar mirasçılara geçeceğinden, açılmış bulunan bu tür davaları ölenin mirasçılarının takip etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

Dava dosyasına ilişkin UYAP ortamından alınan davacılara ait nüfus kayıt örneğinin incelenmesinden, davacılardan …’ın temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının verildiği 10/10/2019 tarihinden önce 24/07/2016 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda; İdare Mahkemesince, davacılardan …’ın vefat etmiş olması ve uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davayı takip hakkı kendisine geçen mirasçıların başvurmasına kadar davacı … yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

B. Temyize Konu Kararın, Diğer Davacılar Yönünden İncelenmesi:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden;

Davacılardan …’ın baş ağrısı ve çift görme yakınmaları ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalına başvurduğu, yapılan muayene ve tetkikler üzerine sol kavernöz karotid arterinde parsiyel tromboze anevrizma saptandığı, 25/01/2013 tarihinde ameliyata alındığı, ameliyat esnasında PED (Pipeline Embolization Device) isimli cihazın proksimal ucunun açılmadığı, alternatif yöntemler denendiği, başarılı olunamadığı, ameliyat sonrası takibinde SVO (serebrovasküler olay) ve sağ hemiparazi gelişmesi üzerine takip, tetkik ve tedavisine devam edildiği, 26/11/2013 tarihinde Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesinden alınan sağlık kurulu raporunda engel oranının %82 olarak belirlendiği,

Davacılar tarafından, hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarının tazmini amacıyla davalı idareye yapmış oldukları başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen… tarih ve … karar numaralı raporda, “30/01/2013 tarihinde kişiye sol ICA anevrizması embolizasyon işlemi yapıldığı, dosyadaki verilere göre bu işlemin yapılma endikasyonun bulunduğu, operasyon esnasında arıza yapan cihazın rutin kontrollerinin yaptırılmasının ilgili hastane idaresinin sorumluluğunda olduğu, cihazın periyodik olarak kontrollerinin yaptırılıp yaptırılmadığının mahkemenizce aydınlatılması gerektiği, cihazın kontrollerinin yaptırılmamış olmasının tespiti halinde bunun kusur olarak atfedilmesi gerektiği, ancak rutin kontrolleri yaptırılan cihazların operasyon esnasında arıza yapabileceklerinin tıbben bilindiği” yönünde; yine Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı ek raporda da “sol ICA anevrizması tanısına yönelik embolizasyon kararının uygun olduğu, işlem sırasında ortaya çıkan device açılmaması ve sonrasında ortaya çıkan tablonun her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olduğu, komplikasyonun zamanında farkedilerek gerekli tedavilerin uygulandığı cihetle komplikasyon yönetimin uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık personelinin eylemlerinin tıbbın genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sorulduğu üzere söz konusu cihazın radyolojik incelemelerde tespit edildiği üzere Pipeline Embolizasyon Device adlı cihaz olduğu, bu cihazın ilgili firma tarafından güvenlik testleri ve ameliyat öncesi kontrolleri yapılmış ve steril bir paket içerisinde muhafaza edilerek birimlere ulaştırıldığı, bu cihazı kullanan kişilerin cihazın paketinin yırtılıp yırtılmadığı, sterilizasyon tarihinin ve kullanımla ilgili izin verilen tarihlerinin doğru olup olmadığını kontrol ederek kullandıkları, cihazın damar içerisindeki davranışını ameliyat öncesinde tespit etmenin mümkün olmadığı” yönünde görüş bildirilmiştir.

İdare Mahkemesince, söz konusu raporlara dayanılarak davalı idarenin maddi ve manevi tazminattan sorumlu tutulabilmesi için gereken koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; Bölge İdare Mahkemesince de davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare, yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken gerekli teşkilatı kurmak, bu teşkilatın ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarını hizmete hazır tutmak, hizmetin ifası sırasında hizmetin zamanında ve gereği gibi işlemesine devamlı olarak nezaret etmek ve hizmetin işleyişini kontrol etmekle sorumludur. Bu kapsamda sağlık hizmetinin sunumunda da özen yükümlülüğünün bir uzantısı olarak hizmet verilen hastanenin belli standartları taşıması, sağlık hizmetinin gereği gibi verilebilmesi için gerekli olan asgari unsurların bulundurulması, tesislerin çağın gereklerine uygun tıbbi araç ve gereçlerle hizmet vermesi sağlanmalıdır. Gerek hizmetin ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarının temin ve ifasındaki kusur, gerekse temin edilen bu araçlarla ifa olunan hizmetin geç işlemesi, gereği gibi veya hiç işlememesi; idareye zarar gören kimselerin bu nedenlerle doğan zararlarını tazmin sorumluluğunu yükler.

Uyuşmazlık incelendiğinde; davacının 25/01/2013 tarihinde gerçekleştirilen beyin ameliyatında kullanılan PED (Pipeline Embolization Device) isimli cihazın operasyon esnasında arıza yapması nedeniyle proksimal ucunun açılmadığı, bu nedenle beynin bir süre oksijensiz kaldığı ve buna bağlı olarak davacının vücudunda kalıcı hasar meydana geldiği, 26/11/2013 tarihinde Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesinden alınan sağlık kurulu raporunda engel oranının %82 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Adli Tıp Kurumu raporunun; bu cihazın ilgili firma tarafından güvenlik testleri ve ameliyat öncesi kontrolleri yapılmış ve steril bir paket içerisinde muhafaza edilerek birimlere ulaştırıldığı, bu cihazı kullanan kişilerin cihazın paketinin yırtılıp yırtılmadığı, sterilizasyon tarihinin ve kullanımla ilgili izin verilen tarihlerinin doğru olup olmadığını kontrol ederek kullandıkları, cihazın damar içerisindeki davranışını ameliyat öncesinde tespit etmenin mümkün olmadığı, yönündeki değerlendirmesi esas alınarak Mahkemece kararında, ameliyatta kullanılan PED isimli cihazın sağlayıcı firmadan steril bir paket içerisinde gerekli kontrollerinin yapılmış olarak alındığı, cihazın tek kullanımlık olması nedeniyle kullanılmadan önce açılarak düzgün bir şekilde çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesinin mümkün olmadığı, ameliyat esnasında yapılan uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiş ise de, operasyon esnasında arıza yapan cihazın davalı idare tarafından doğrudan temin yoluyla tedarik edildiği, davaya konu cihazın ihalesi yapılmak suretiyle tedarik edilmesinin davalı idarenin sorumluluğunda olduğu ve davalı idarenin bünyesinde sunulan sağlık hizmetinde kullanılan tıbbi cihazların Türk ve uluslararası standartlara uygun ve güvenli olup olmadığı hususlarında gerekli özeni göstermek zorunda olduğu açıktır. Bu nedenle cerrahi müdahalede kullanılan araç ve gereçlerin gerekli standartlara uygun olmasından sorumlu olan idarenin, bu sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmemesi halinde, meydana gelen zarardan da sorumlu olacağı, böylece davacıya uygulanan ameliyatta kullanılan cihazın kullanımı esnasında arızalı çıkması nedeniyle oluşan zararın davalı idare tarafından tazmini gerektiği sonucuna varılmıştır.

Diğer taraftan idarenin, ameliyatta kullanılan PED (Pipeline Embolization Device) isimli tıbbi cihazda imalat hatası bulunması halinde ödemek zorunda kaldığı zararı cihazı temin ettiği üretici ya da distribütör firmalardan rücu edilebileceği tabidir.

Bu durumda, davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden bir değerlendirilme yapılmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, davanın reddi yolunda verilen karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

  1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
  2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin… tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacılardan … yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesinin uygulanmasını teminen, diğer davacılar yönünden ise esastan BOZULMASINA,
  3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/09/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde lisans, Çankaya Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Medeniyet Üniversitesi Tıp Hukuku bölümünde doktora yapmaktadır. Mesleğe Hâkim olarak başlayan TABAK, bir süre Elazığ ve Ankara'da hakimlik görevinde bulundu. En son, estetik operasyonlardan kaynaklı hukuki uyuşmazlıklara üst derece mahkemesi olarak bakan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nde hakim olarak görev yapmakta iken hakimlik mesleğinden istifa ederek serbest avukatlığa geçiş yaptı. Şuanda İstanbul Barosu'na kayıtlı olarak avukatlık ve arabuluculuk yapmakta, sağlık Hukuku ağırlıklı olarak avukatlık faaliyetlerini devam ettirmektedir. Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız

Yorum yapın